1. Ana Sayfa
  2. Spor
Trendlerdeki Yazı

Kobe; Başarıları, Ölümü ve Ardında Bıraktığı Hikayenin Düşündürdükleri

Efsane basketbolcu Kobe Bryant kısa süre önce trajik bir kazayla hayatını kaybetti, gelin onu ve ardında bıraktığı mirası biraz konuşalım

Kobe; Başarıları, Ölümü ve Ardında Bıraktığı Hikayenin Düşündürdükleri
+ - 0

Sporcuların istemsiz biçimde hikaye öznelerine dönüştüğünü düşünüyorum bazen. Bu durumun eskiden beri süregeldiğine inansam da iletişim teknolojilerinin şaha kalktığı modern çağda, ‘sporcu = hikaye kahramanı’ özleşiminin çok daha gözle görülür bir seviyede var olduğunu söyleyebiliriz. Bu meramımı şöyle açıklayayım; hikayeler daha doğrusu iyi hikayeler, bize yüzeyinde göründüğünün ötesinde de bir şeyler anlatma gayreti içerisinde olan, bizlere ilham verme amacı içerisindeki yapılardır, ben ikonlaşan sporcuların varoluşlarını da bu doğrultuda değerlendiriyorum.

İlham kavramı burada üzerinde durduğum şey. Sporu niye izleriz ki zaten? “22 adamın bir top peşinde koşması” veya “10 insanın bir topu çemberden geçirmeye çalışması” bize neden şu an aldığımız keyfi verir? Çünkü insanoğlunun sınırlarının zorlandığını görmek izleyene heyecan verir. Tarih boyunca olimpiyatların sloganının “Citius, Altius, Fortius” yani, “Daha hızlı, Daha yüksek, Daha güçlü” olmasının sebebi de bu değil midir zaten. Sıradan bir insandan daha güçlü, sıradan bir insandan daha hızlı veya atletik olarak kendisini daha geliştirmiş birisini izlemek her zaman keyifli ve ilham verici bir aktivite oldu. İşte Kobe’nin hikayesi tam bu noktada resme giriyor.

Kobe 1996 yılında NBA‘e girdi. Lige girdiğinde çok gençti ve draft sınıfının yıldızı değildi, o kadar ki önünde 12 kişi seçilmiş kendisini 13. sıradan seçilirken bulmuştu. Bunun ötesinde Allen Iverson’dan Lebron James’e kadar pek çok basketbol ikonunun kuşandığı underdog/mazlum hikayesine de sahip değildi. Jimmy Butler gibi 13 yaşında annesi tarafından evden kovulup tek çıkış kapısı olarak basketbola sarılmış veya Giannis Antetokounmpo gibi fakirlik içinde sokakta saat satarak büyümüş ve ailesini sefaletten kurtarma yolu olarak basketbolu seçmiş bir oyuncu değildi o. Kobe’nin babası Joe Bryant kayda değer bir profesyonel basketbolcuydu, 8 yılı NBA’de kalanı da çeşitli Avrupa ülkelerinde olmak üzere 17 yıllık bir kariyere sahipti, Kobe de kaliteli okullarda okuyan küçüklüğünden itibaren iyi basketbol eğitimi almış, iyi imkanlara sahip bir çocuk olarak büyüdü. Yani kendisi klasik ‘yokluktan gelme’ anlatısına sahip değildi, dolayısıyla tek cümle ile özetleyebileceğimiz başka bir hikaye yazmayı seçti Kobe, “Yapamaz denileni yapmak”

2001 şampiyonluğu sonrası soyunma odasındaki kutlamalar esnasında yakalanmış bir pozu

Onun anlatmayı seçtiği bu hikaye bedel ödemeyi gerektiriyordu, çünkü kimsenin yapamadığını, sen de yapamazsın dediğini yapmak için kimsenin çalışmadığı kadar çalışmak gerekir. Bu yükün altına da hiç düşünmeden girdi Kobe, idolü Michael Jordan‘ı bile geçecek derecede, artık neredeyse bir obsesyon seviyesindeki çalışkanlığıyla ilgili, sabah gün doğmadan şut çalışmaya başlamasından, tatile gittiği şehirde bile çalışabileceği salon arayışına kadar pek çok hikaye anlatıldığını duyarsınız. Odaklanmış bir zihnin nelere kadir olduğunu göstermesi açısından çok kıymetliydi Kobe’nin tutumu. Bu zihin yapısını da sistemleştirdi, yaşanılan zorluklar, sıkıntılar, sakatlıklar karşısında asla pes etmemeyi, çabalamayı, daha da çok çalışmayı ve en dibe düştüğünde bile adeta Zümrüdü Anka kuşu gibi küllerinden yeniden doğmayı aşılamaya çalışan bir düşünce biçimini geliştirdi. Bu kafa yapısına da “mamba mentality” adını verdi.

Oyun stilini de yapılamayacağı yapmak üzerine yoğurdu Kobe, hemen her maçta “bunu nasıl yapıyorsun abi” dedirten sekanslar sergiledi, her zaman daha zor görünen şutu kolaymış gibi göstererek attı. Onun anlatmayı seçtiği bu zorluğu kasten seçip sonrasında da üstesinden gelme hikayesi günümüzden bakınca daha da ilginç bir hal alıyor, çünkü günümüzde yıldız basketbolcu denilince kafada canlanan portre değişmiş durumda. Artık gerek uyumluluğuyla gerekse takım oyununa katkısı üzerinden çok daha pazarlanabilir niteliğe sahip basketbol yıldızlarının dönemindeyiz, zira ne linç kültürünün günden güne güçlendiği sosyal medya çağı ne de basketbol oyununun geldiği yer eski tarz yıldızlara pek alan bırakmamakta. Kobe işte bu açıdan da değerliydi çünkü isyan eden basketbolcuydu, ve belki de bu basketbol kültürünün son büyük temsilcisiydi.

Onun basketbol kariyeri 20 yıllık uzun ve bu sayfalara sığdıramayacağımız bir kariyer, ama onu biraz daha net anlamamız açısından sonrasında yaptıklarına da bakmak faydalı olacaktır. Kobe, basketbolu 2016 yılında 37 yaşındayken 60 sayı attığı unutulmaz bir son maçın ardından bıraktıktan sonra bile inanılmaz işler yapmaya devam etti, önce uzun zamandan beri üzerine düşündüğünü söylediği ve aslında kariyerini onun etrafında şekillendirdiği hikaye anlatıcılığı mefhumu üzerine yoğunlaşmak için bir film şirketi kurdu, yapacağı işte en iyisi olma konusunda takıntılı bir insan olduğu için bu sefer de bu iş üzerinde yoğun biçimde çalışmaya başladı. Önce dünyaca ünlü animasyon film şirketi Pixar’dan yetenekli animasyoncular transfer etti. Çalışanlarının anlattığına göre her gün herkesten saatler önce işe gelip film yapımı ile ilgili kendisini geliştirmeye çalışıyordu. 2018 yılında da “Dear Basketball” isimli kısa animasyon filmi ile Oscar kazandı. 2019 yılında da yazar arkadaşı Wesley King ile birlikte sihirbazlık üzerine bir kitap yazıp (evet bunu da yaptı) New York Times çok satanlar listesinde 1. Sıraya çıktı (ve evet bunu da başardı). Kısaca hayatının son dönemine kadar “sen bunları nasıl yapıyorsun abi” dedirtmeye devam etti.

Kobe ve kızı Gianna Bryant

Kobe Bryant 26 Ocak 2020 tarihinde geleceğin en büyük kadın basketbolcularından birisi olması beklenen 13 yaşındaki kızı Gianna ve 7 diğer kişi ile birlikte, trajik bir helikopter kazasında hayatını kaybetti. Ölümünün ardından sadece basketbol dünyası tarafından değil, tenis efsanesi Rafael Nadal’dan, ünlü sunucu Conan O’Brien’a kadar çok geniş bir skalada kendisine saygı duruşunda bulunuldu. Arkasında 5 NBA şampiyonluğu, 1 normal sezon MVP ödülü, 18 NBA All-star maçı, 1 Oscar ödülü, pek çok unutulmaz maç ve anı bıraktı. Ama hepsinden önemlisi odaklanmış bir kişinin üst sınırının ne kadar yüksek olduğunu, azimle, geri adım atmadan, hedefe doğru gitmek için çok çalışan bir insanın nelere kadir olduğunu anlatan bir hikaye bıraktı. Huzur içinde yat Kobe, verdiğin ilham için teşekkürler.

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

Yazar Hakkında

Yorum Yap